REKLAMCILIĞA KOMİK BİR ÖRNEK FİLM: HANCOCK

Farklı bir süper kahraman hikayesi izlemek ve keyifli vakit geçirmek için ideal bir film; Hancock.  Kurşun geçirmeyen, uçan, zıplayan, yaşlanmayan, ölümsüz ama bir o kadar da yalnız John Hancock (Will Smith), uçtuktan sonra yere maalesef Superman gibi havalı konamıyor, asfaltı kazıyor. Şehri suçlulardan korurken gücünü dengesiz kullanıyor, binaları yıkıyor. Suçluları döveyim derken suçsuz insanların da başına dert açıyor.  Mutsuz, ağzı bozuk, yalnız ve bu yüzden depresif. Ta ki, iyi niyetli bir halkla ilişkilerci (Jason Bateman) onun imajmaker’ı olana kadar. Bu garip süper kahramana polislere ve halka karşı nasıl davranması gerektiğini öğretiyor. Evine misafir ediyor ve onunla kimsenin ilgilenmediği kadar ilgileniyor. Hatta bozuk imajını düzeltmesi için ve çevreye verdiği yarardan çok zarar adına onun kendi isteğiyle hapse girmesini ve grup terapilerine katılmasını bile sağlıyor. Böylece sadece “Asshole” kelimesi ile kontrolden çıkabilen iyi bir süper kahraman olup çıkmaya başlıyor.


Herşey iyileşiyor ve herkesin istediği gibi bir süper kahraman ortaya çıkıyorken, Hancock’un aslında epey bir süredir hafızasını kaybetmiş olduğunu ve geçmişini hatırlamadığını öğreniyoruz. Asıl sürpriz ise Halkla ilişkiler uzmanının güzel karısı Mary Embrey (Charlize Theron)’un sürpriz bir şekilde Hancock ile aynı özellikleri taşıdığını öğrenmemiz ile başlıyor.

Hikaye bundan sonra çok daha ilgi çekici hale geliyor. Kurşun geçirmez kahramanımız Hancock artık yaralanabiliyor ve ölümlü hale geliyor. Mary Embrey ile olan yakınlaşması yalnızlığına ilaç olurken süper kahraman özellikleri yavaş yavaş yok olmaya başlıyor. Zaafı ortaya çıktıkça Hancock’un düşmanları da buna göre planlarını yapıp onu yok etmek için harekete geçiyorlar.

Ruh ikizini bulan Hancock geçmişine dair cevapları bulurken neden yalnız kalması gerektiğini de anlamış oluyor.


Damla Uludağ